
Her birimizin farklı savunma mekanizmaları var. Açık konuşmak gerekirse hepsi birbirinden sağlıksız. İnsanların farklı savunma mekanizmalarına saygı göstermek durumundayız ama söz konusu savunma mekanizmaları çoğu zaman tutarsız ve saldırgan olabiliyor. Bir başkası savunma mekanizmamızın ötesine geçip bize yardımcı olmak istediğinde sanki bizi tehdit ediyormuş gibi geliyor ve o kişiye karşı saldırgan bir tavır alıyoruz. Bir tarafımız; bir kişinin gelip duvarlarımızı yerle bir etmesini, kimsenin göremediği bir yanımıza tanık olmasını istiyor. Başka bir tarafımız da tamamen açığa çıkacak olmaktan deli dehşet korkuyor. Bunun sebebi belki de karşılarında çırılçıplak hissetmemiz ve beynimizde durmaksızın tehlike çanlarının çalmasıdır. Bu doğal karşılanabilecek bir tepki olabilir çünkü insanlar toplum tarafından onaylanmaya ihtiyaç duyarlar. Hüküm giymeyi bekleyen bir mahkum misali dimdik dururuz bir yandan arkamızı dönüp kaçmak istediğimiz birtakım potansiyel eleştiriler karşısında. Ve düşünürüz ki benliğimiz hakkında izlenimler oluşturma hakkına sahip olanlar aynı zamanda onu yoğurup şekillendirebilirler de. Belki tam da bu yüzden bir başka kişinin savunma mekanizmamızı geçmesi bizi didik didik edip kusurlarımızı, zayıflıklarımızı ayıklayabilesi için kendimizi olduğumuz en saf hâlimizde altın bir tabakla önüne sunmuşuz gibi hissettirebilir. Bu hissiyatın olası bir başka sebebi ise savunma mekanizması içinde koruduğumuz gerçek benliğimizin toplumsal onay için yarattığımız benlik algısından farklı olmasıdır. Bir kişinin bizim gerçek benliğimizi keşfetmesini istememizin sebebiyse kendimizin gerçek olan benliğimizle tek başımıza yüzleşme cesaretimizin olmaması ve konfor alanımızı yaratan personamızla (maskemizle) rahat etmemizdir. Gerçek benliğimizin sorumluluğunu başkasına yıkmak isteriz. Bir raddede fark ederiz ki başkalarından gizlediğimiz ancak biri tarafından fark edilsin diye yanıp tutuştuğumuz benliğimiz çoğu zaman bizzat kendimize bile bir anlam ifade etmiyor. Kimiz biz, nasıl biriyiz, bunu neden yapıyoruz? İnsanlarla olan her küçük etkileşimimiz bu soruların cevabında öyle büyük sapmalar meydana getiriyor ki benlik algısı denilen şeyin ne olduğuyla ilgili bile şüpheye düşüyoruz. Yarattığımız algıyla gerçek benliğimiz birbirine karışıyor. Yaptığımız birkaç iyi davranış mı benliğimiz? Bir akşam beslediğimiz aç köpek mi? Sinir havliyle bağırdığımız arkadaşımız mı? Kariyerimizdeki başarılarımız mı, aşk denilen duyguyu paylaştıklarımız mı?Çocukluğumuzda yaşadığımız travmalarımız mı yoksa başkalarının görüşlerinden kesip biçtiğimiz ideal yaşantı varsayımlarımız mı? Kim bilir belki her biri, belki de hiç biri. Öğrensek de yedi cihanın ilmini çözsek de evrenin gizini, asla erişilmeyecek bir şeydir; bu hayatta tamamen bilmek kendini.
Yazar: Portakal Çiçeği


