Aşk, insanların bir şeyleri görmedikleri gibi görme ihtimalinin en yüksek olduğu durumdur.
Friedrich Nietzsche
Bu aşk için yapılmış bir tanımdır.
Şizofreni, kişinin gerçek ile olan bağının kopmasına yol açan ciddi bir akıl hastalığıdır. Şizofren olan kişi gerçek ile gerçek dışı unsurlar arasında ayrım yapamaz hale gelir.
Bu da Psikiyatrik bir rahatsızlık olan şizofreninin basit bir tanımıdır. Benzerliği ise bu yapılan tanımlardan yıllar önce Platon gösterir.
Platon, aşk için şöyle der: Aşk, ciddi bir akıl hastalığıdır. Ona göre aşk ruhsallığın en üst seviyesidir ve sadece ruhunu yüceltenler bu cinnet aşamasına ulaşabilirler.
“Yüceltme” ifadesi olan kısma dikkat etmek gerekiyor çünkü bariz bir yoruma açıklık söz konusu. Ben bu yorumlamaya başlamadan önce çok bilindik, aşk üzerinden kurgulanan, efsanelere bir göz gezdirelim.
Romeo ve Juliet: Sonunda aşklarından dolayı aileler arasında savaş çıkar ve bir sürü kişi ölür ve sonunda ikisi de ölür.
Paris ile Helen: Truva şehri yıkılır bir sürü kişi ölür.
Leyla ile Mecnun: Mecnun Çöllere düşer Leyla ölür.
Ferhat ile Şirin: ikisi de kendisini öldürür.
Kerem ile Aslı: Kerem yanar, onu kurtaramayan Aslı onun külleriyle tutuşur ve yanar.
Bu hikayelerdeki sevgiler ve kişilerin iradesi yücedir o yüzden herkesin, okumasa bile, adını bildiği hikayelerdir. Asıl değinilmesi gereken noktaysa bunları yazan insanlar neden mutlu bir sonu düşünmedi? Birlikte mutlu bir hayat yaşayarak da bu hikayeler son bulabilirdi ama o zaman efsane olamazlardı. Bugün dışarı çıktığınızda gördüğünüz evli çiftlerden hangisine efsane olacak bir masal yazabilirsiniz? İnsan aşk denilen duyguyu acıda hissediyor. Mutlulukta insan aşkı bulamıyor ve dehşete düşüyor. Aşkın varlığını acıyla özleştiren bir unsur da bu efsaneler ve aslında kitle kontrolüne sebebiyet veriyorlar. Bu efsanelerde genel vaziyet olarak aşkı ilahi bir güce bağlarlar, sanki bu iki şahıs birbirlerinin kaderi olarak gösterilir. Bu efsane aşkları kaleme alanlar çok iyi gözlemcilerdir. Unutmayın yazar toplumun aynasıdır ve bu yazarlar kişilere istedikleri aşkı sunmuşladır. Bir de ben aşkı size anlatayım: Bu duygu aklınızın size uyguladığı bir oyundur. Eğer âşık olmazsanız nesliniz devam etmeyecektir çünkü insan cinselliği diğer canlıların üreme psikolojisinin önüne geçmiştir. Her alanda, evrimin getirisiyle, karmaşık duygu ve düşüncelere geçen insan üremeyi basit ve insan için fazla hayvani görmüştür. Bundan sonra beyin insanın dürtülerini canlandırmak için sizin izniniz dışında duygular geliştirmeye başlar. Aynı şizofreni hastaları gibi âşık olduğunuz kişide farklı özelikler olduğunu diğer insanlardan farklı olduğunu zannedersiniz. Sonunda siz de beyin de kontrolü kaybeder ve karşınızdaki kişi için her şeyi yapabileceğinizi kedinize inandırırsınız. Sanki bir delinin “ben uçabilirim!” Deyip kendini camdan aşağı atması gibi ama onun aktivitesi fiziksel sizin psikolojik, tek fark bundan ibarettir. Peki her şeyi yaparım dediğiniz kişi isteyerek veya istemeyerek giderse ne olur? O zaman bir anlık boşluk duygusu beyni rahatlatır. Eğer kontrolü o ele alırsa yeni bir üreme fırsatı bulmak için sizi hayatta tutar ama beyin işini yapmazsa o zaman yoğun bir adrenalin dalgası sizin bütün hücrelerinize işler bunun sonucunda korku duygusu sizi yönetmeye başlar ya stabil ve çabasız bir hayat yaşarsınız ya da intihar edersiniz, beyin kendi kurduğu tuzağa düşer ve işte o zaman efsane olursunuz(!) Bu iddiama Sigmund Freud’un teorisi alt yapı oluşturuyor. Freud’un teorisi: İnsanın cinsel güdüsünün yüksek ve aklın yokluğunda bedenin kontrolünü ele alan dürtü olduğu yönündedir. Aşk insanı hayvan doğasına geri döndüren bir tehdittir. Ölümcül sonuçları gerçek değil şizofrenik bir durumdur. İnsan gelişiminde ve evriminde ödünündeki en büyük engellerden bir tanesidir. Bu doğrultuda aşk denilen duygu insanın şahsi çabasıyla yok edilmelidir. Başka türlü gelişim mümkün olamaz. Bu engeli efsane olarak görmek aciz kişiliklerin damgası olarak adlandırılabilir. Sonuç olaraksa adaptasyonları olmayıp masallarda yaşayanlar doğal seleksiyona maruz kalacaktır.
“Yaratılanı sev, yaratandan ötürü.” Yunus Emre’ye ait bir cümledir. Benim tavsiyemse sevgi seviyenizin bu noktadan ileri gitmemesidir. İnancınız ne olursa olsun, var olanı var olduğu için sevmekten fazlası insana en büyük zarardır. Realist olmak, romantik olmaktan çok daha verimli ve sağlıklıdır.
Aşk bir yasak elmaydı,
Yeme! Dediler insana.
Oysa inadına tuttu yiyesi.
Kendi kanında boğulurcasına.
Yazar: Eşref


