Bazı eksiklikler doğuştandır, organlar gibi somut bir eksiklik değil ama nefes alırken içindeki boşluğu fark edersin. Ne olduğunu bilmeden bir şeyin eksik olduğunu hissetmek… İşte bu, yaşamın asıl başlangıcıdır! Ben çocukken de böyleydim: Dünyayla bağlarım sağlam ama yüzeysel, insanlarla ilişkilerim derin ama geçiciydi.
Beni sevenler vardı elbet: Annem, babam, öğretmenlerim, birkaç iyi arkadaş ama bir noktada; onların sevgisinin beni örtse de ısıtmadığını fark ettim. Sıcaklığı eksik bir battaniyeydi hepsi…
Ben, dışarıda bırakılmış gibiydim. İlginçti, kimse beni dışarıda bırakmamıştı. Ben, kendimle birlikte içeri giremiyordum. O yüzden yıllar boyunca pencerelere baktım…
Gerçek pencerelere değil. İnsanların yüzlerinde açılmış küçük camlara. Birinin bakışında evimi görebilir miyim, sesinde kendime dönmek ister miyim? Diye.
Çünkü ev dediğim şey, adresi olan bir yapı değildi. Ev, bir varlığın içindeki oda arayışıydı ve ben o odayı bulamıyordum…
İtiraf edeyim, bazen bu ihtiyacımın fazlalık olduğunu düşündüm. Bir insan, neden bu kadar çok sevilmek ister?
Neden bir kadının göğsüne yaslanmak değil de onun kalbinin içine saklanmak ister?
İstemek…
Yazar: Lacivert


