Nüfus: Bir ülkede, bir bölgede, bir kentte ya da bir köyde yaşayanların, oturanların tümü.

Nüfus kelime anlamı olarak bir bölgede ikamet edenlerin tümü olarak açıklansa da bundan çok daha fazla anlamı içinde bulunduruyor. Nüfus istatistikleri bize bu anlamları yorumlamamıza izin veren veriler içerir. Bu istatistiklerin iktisadi olarak neler ifade ettiğini anlamlandırmaya çalışacağız. Bu çalışmada nüfus ve nüfusun ekonomik etiklerini yorumlamak için iki ölçü kullanacağım: Dünyada şunda hâkim toplum düzeni Kapitalizmin liberal ekonomik kuramını ve Kapitalist toplum düzenine üretim ilişkilerinden eleştiri getiren Marksist ekonomik kuramı.

Nüfus piramitleri: Bir ülke nüfusunun önemli niteliklerinden olan yaş ve cinsiyet yapısını görselleştirirler. Nüfus piramitleri genellikle her beş yaş grubu için çizilen şeritlerin üst üste sıralanması sonucu elde edilir.

Nüfus piramitlerinin ilk amacı cinsiyet ve yaş dağılımlarını belirlemek olsa da bu grafiklere bakınca bir ülkenin gelişmiş, gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkeler olarak sınıflandırmamızda yardımcı olur ve gayri safi milli hasıla (GSİH) bazında büyüme oranlarıyla doğru orantılı değişikler gösterir. Bir ülkenin ekonomisinin potansiyeline ulaşması için ilk gereken etmen kendi potansiyel nüfusuna ulaşmasıdır. Bu piramitlerde 0-14 yaş arası bireyler ve 65+ üstü bireyler bağımlı nüfus grubunda yer alırken, 14-65 yaş arasıysa bağımsız nüfus olarak gruplanır. Bu guruplar; kişilerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan ihtiyaçlarını karşılarken toplumsal üretime yarattığı maliyet kaleminin ve oluşturduğu kullanım değerinin topluma kattığı değişim değerinin altında olup olmadığıyla oluşturulur. Marksist ideolojiye göre bu sadece meta değerinin oluşturduğu bir yabancılaşmanın sonucunda olsa da liberal ekonomik kuramlarda çocuk ve yaşlı nüfusun üretiminin kısıtlı olmasına dayanır. Fakat liberal teoride de üretim için gereken nüfus ihtiyacı bazı koşullarda sağlanamamıştır. Almanların çalıştırmak için Türk işçileri ülkeye kabul etmesi, Amerika’nın yakın dönemde Meksikalıları ve uzak dönemde siyahileri ucuz iş gücü olarak kullanması, İngilizlerin emperyal faaliyetlerinde yine ucuz iş gücü olarak Hintlileri ve Afrikalıları kullanması, son dönemde Türkiye’de Suriyelilerin ucuz iş gücü olarak kullanılması… Liberal teorinin kâr maksimizasyonu sağlamak için maliyet, emek değeri ve kullanım değerini minimalde tutup, meta değerini maksimuma çıkarmasıyla nüfusa bağlı kalkınma planları çelişkiler içerir.

Aşağıda görmüş olduğunuz grafik Almanya’nın 2021 yıllında ait nüfus piramidi. Bu nüfus piramidi roket çekline benzemesiyle gelişmiş ülkelerin nüfus piramidiyle benzerlik gösterir ve roket şeklini almasının sebebi nüfus artış hızının yavaşlamasından kaynaklanır. Bu şekilde nüfus piramitlerine sahip olan ülkelerde nüfus stabildir. Bu doğru orantılı olarak ekonomik büyüğüme oranının da azalacağını gösterir. Fakat liberal ekonomiye göre sermaye büyümeye devam etmelidir. Adam Smith “Ulusların Zenginliği” adlı eserinde bu tür bir ön görüde bulunmuştur. Smith şu cümleyle insanların üretim kapasitesinden bahseder: “Bir fabrika 1 milyon iğne üretme kapasitesine ulaştıktan sonra üretim stabilse o fabrikanın üretim kapasitesi 1 milyon adettir. İnsan gücü bir yerden sonra tükenecektir.” Bundan dolayı da insan emeğine ihtiyaç duyulmayan üretim araçlarının var olması gerektiğini savunur. Bu teknolojik gelişme günümüzde var olsa da yine de üretim için insan emeğine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaç yazıda daha önce söylediğim gibi nüfusla karşılandığı bir sistemde dışardan insan emeğinin ithal edilmesiyle mümkün olabilir. Bu ithal işçi her daim o devletin vatandaşlarından daha kötü şartlarda ve daha ucuz emek gücüyle çalışmak durumunda kalır. Ayıca işçi ihtiyacı dışarıdan sağlandığı vakit o ülkenin vatandaşlarının işsiz kalmasıyla sonuçlanabilir.

Aşağıda görmüş olduğunuz grafik Türkiye İstatistik Kurumu Nüfus İstatistikleri portalından alınan Türkiye Cumhuriyeti’nin 1935 yıllındaki nüfus piramididir. Bu piramidin oluşturduğu üçgen şekli gelişmemiş ülkelerin nüfus piramitleriyle benzerlik gösterir ve bu piramit şekline sahip ülkelerde nüfus artışının yaşandığına bir delil niteliği taştır.

Gelişmemiş ülkeler bu nüfus artışını üretim araçlarında kullanabilirse o zaman büyüme oranları artış gösterir ve gelişmekte olan ülkeler gurubuna girer. Günümüzde Afrika ülkeleri nüfus artışını üretim araçlarında değerlendiremediği için nüfusun çoğunluğu bağımlı hâldedir ve kalkınma fırsatlarını kaçırmaktadır. Bu sosyalist devirme zemin hazırlamaz. Kapitalistleşememiş ülkelerde sosyalist devrim olması mümkün değildir. Sosyalist devrimin mümkün olmadığı ülkeler modernleşememiş ülkelerdir. Ülkeler nüfus artış hızları yükselmeden ekonomik olarak bu nüfusu kaldırabilecekleri seviyeye gelmelidir. Smith’in ortaya attığı iğne teorisi bu şekilde mümkün olabilir, ayrıca şu an kapitalistleşmiş ülkelerde göçle ekonomik üretim yapacak işçilerin bulunmaması hem kapitalist sitemin işlemesini hem de üretici işçilerin pastadan daha büyük pay almalarını sağlar. Hızlı kapitalistleşme yamalı bir bohçaya benzer. Bu yanlış süreç sonrasında devrime sebebiyet verebilir. Günümüz neo-liberal politikalar klasik kapitalist siteme uygun değildir. Küreselleşen dünyaya ayak uydurmak için ilk önce klasik kapitalizmi sağlam temeller üzerine oturtmak ve daha sonrasında küresel pazarlara adım atarak neo-liberal politikalar uygulanmalıdır. İşsizliğin var olduğu bir ülkede bunu gerçekleştirmek mümkün değildir. Küreselleşmiş ve neo-liberal politikaların uygulanabildiği ülkeler sosyalist devrime kapalıdır. Marx’ın bahsettiği düz bir çizgide ilerleyen modern olmayan devletlilerin kapitalist sonra da sosyalist devletlere dönüşmesi küresel bir dünyada mümkün değildir. Ancak bir devletin kapitalist olurken yaşadığı sıkıntılar sonucu sosyalist devrim gerçekleşebilir. Yani Marx’ın bahsettiği çizgisel geçiş ideal olamayan kapitalist toplumlarda mümkündür. Marx’ın sunduğu fikrilerin hâlâ mümkün olma durumu kapitalist devletlerin bir türlü ideal olamamasından kaynaklanır. Kapitalist toplumlarsa günümüzde ideal değildir. İdeal olmalarının sebebi popülist yaklaşımlar, özellikle Avrupa’da artış gösteren radikal sağ guruplar, metropollerin üretimden çok tüketim bölgeleri hâline gelmesi, iktidar erklerinin rasyonel olmayan çıkarcı yaklaşımları ve muhafazakarlığın yükselen etkisi olarak temellendirilebilir.

Aşağıda görmüş olduğunuz nüfus piramidi, Türkiye’nin 2023 yıllına ait nüfus piramididir. Bağımlı olmayan nüfusun bombeleşmesi ve çoğunluk hâline gelmesi gelişmekte olan ülkelerin nüfus piramidiyle benzerlik gösterir. Bir ülkede nüfus piramidi bu hâle gelmişse o ülkenin çoktan ekonomik olarak belli bir güce kavuşmuştur. Önemli olan husus bu nüfus dalgasının yeni ekonomik kalkınma planına entegre edilip edilmediğiyle ilgilidir. Ülke eğer bu nüfus dalgasını kullanmazsa ilerideki ekonomik planları sekteye uğrar ve revize edilmesi gerekir. Nüfusa göre planlar nasıl kurulacak sorusuna cevapsa nüfus projeksiyonlarında saklıdır. Nüfus projeksiyonları bir ülkenin nüfus artış hızına göre gelecek yıllarda ne kadar nüfusa ulaşabileceğini gösterir. Bu planlar tutmazsa devlet yöneticileri tekrardan nüfus artış politikalarına dönerler. Türkiye için konuşursak nüfus projeksiyonuna göre 2050 yıllında 90 milyonu geçmesi gereken nüfus planlaması 2025 yıllına geldiğimizde 86 milyon civarına ulaşmış ve planlamaya göre 2050 yıllında yavaşlaması gereken nüfus artış hızı 2025 yıllından itibaren gerçekleşmiştir. Doğurganlık oranı 2’nin altına düşerse o zaman nüfussunuz artış göstermeyi bırakmıştır. 1-2 arası doğurganlık nüfusu stabil tutar, şu an Türkiye 1,88 doğurganlık oranıyla nüfus artış hızı stabil ve önümüzdeki 25-30 sene 1-2 arasında kalacağı tahmin ediliyor.  Eğer doğurganlık oranı 1’in altına düşerse nüfusunuz azalmaya başlar. Bir ülkede doğurganlık oranı çok uzun süre 1’in altında kalırsa o zaman yok olma tehlikesiyle karşı karşıya demektir. Türkiye’ye dönecek olursak 2050 yılı için yapılan planlamanın 25 yıl sapmış olması devlet nüfus planlamasında yapılan büyük bir hatadır çünkü bütün planlar buna bağlı olarak değişmelidir. Ayrıca Türkiye nüfusunun 90 milyonun altında kalacağı da kesinleşmiştir. Yeni projeksiyon yayımlanmamış olsa da 2050 yıllına kadar nüfusumuz en fazla 88-89 milyon seviyelerine ulaşabilir.

Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntılar ve işsizlik aslında Türkiye’nin ön gördüğü nüfusa ekonomik anlamda zaten hazır olmadığını göstermektedir. Türkiye’nin bundan sonra tekrardan nüfus artış politikasına geçmesi 2050’ye kadar doğurganlık oranının 2 üzerine çıkması ve ekonominin de 90 milyonun üstünde bir istihdam yaratma noktasına gelmesi gerekiyor. Türkiye’nin ideal nüfusu 90-100 milyon arasıdır. 90 milyonun altında kalması hem büyüme oranlarının azalması hem de refah seviyesinin düşmesi demektir. Bunun sebebi Türkiye hâlâ üretim konusunda nüfusa bağımlıdır. Türkiye’de 2100 yıllına kadar nüfusa bağımlığın minimum seviyeye gelmesi gerekir. Bunu gerçekleştirirken de ülkedeki mültecilerin yasa dışı yollarla işçi yapılmasının önüne geçilmesi gerekir. Yoksa nüfus planlamalarınız tutmamaya devam edecektir. 2010’lu yıllarda olduğu gibi Türk halkının ekmeği, Avrupa Birliğinden gelecek Eurolar için mültecilerle paylaşılmamadır. Vizyonsuz siyasiler de cahil cesaretiyle, dünya barışı sağlayacağım ayağına, coğrafyanın demografisin bozmamalıdır. Aksi hâlde nüfus dengesizlikleri göç akınlarının geldiği ülkeye sıkıntı yaşatır. Türkiye 2100 yıllına kadar kendi potansiyeline ulaşıp daha yukarısı için mücadele etmeyi başaramazsa yeni çağın gerisinde kalacaktır. Bu vahim durumun ayak seslerini son 15-20 yıllık süreçte görebilirsiniz.

Kaynakça:

https://www.tuik.gov.tr

http://cografyaharita.com/nufus_piramidleri1.html

Ulusların Zenginliği (1776)- Adam Smith

Das Kapital 1. Cilt (1867)- Karl Marx

Yazar: Eşref