“Hayal kurmak bedava” demiştim. Normalde huyum değildir ama senin hakkında bol bol hayal kurmuştum, nasılsa fiyatı yok ya demiştim kendi kendime. Meğerse gerçekleşemeyenlerin bedeli gözyaşları ile ödeniyormuş.
Gece saat iki veya üç civarı yatakta yatıyorum, bir an sırtımda bir rahatsızlık oldu. Üstümdeki içliği sıyırdım elimi sırtıma attım ve içim cız etti kendi tenime yabancılık çektim. Çünkü en son onun kırmızı ojeli parmakları gezmişti sırtımda. Sabah uyanmak için alarm kurmuştum, o sabah o alarm hiç çalmadı…
XX: Beni seviyor musun?
XY: Evet.
XX: Teşekkürler.
XY: Teşekküre gerek yok olay tamamen benimle ilgili.
Herkes sevilmeme gerçeği ile baş edilebilir. Ancak sevildiğini sanmak o sanrıya kendini kaptırmak… O fena işte. Özel bir arayış içinde olmamana rağmen birden karşına çıkması, seni kendine bağımlı kılması ve bir anda gitmesi. Bu bambaşka bir yersizlik hatta yurtsuzluk diyebiliriz, birden sevda göçmeni konumuna düşmek. Tam ben yerimi buldum, onun yanı demek ve o kişinin gitmesiyle hayatının olduğu yerde bir obruk oluşturması. İşte bu “en güçlüsüyüm!” diyenlerin bile uykusunu kaçırmaya yetecek bir kahpeliktir.
Bakışların Hemingway’ın avcı tüfeği gibi bütün düşüncelerimi darmaduman ediyor.
“Ne oldu efendim şair mi oldunuz?”
“Kötü bir şair ama çok iyi bir âşık oldum”
Dillerimiz kenetlenmiş biz diye haykırıyorken onunla koyun koyuna aynı mezarda yatacağımıza emindim. Aynı o gün o yalanları onun kendi düşüncesi olduğuna emin olduğum gibi.
Gözlerin bana bakarken ahu sanmıştım.
Gene yanılmışım…
“Ya ben sana onun son attığı fotoğrafı gönderdim ama kötü olmadın değil mi?”
“Yok…”
Yazar: Lacivert


