Başta bu yazıyı kenar krizi yazısı olarak düşünebilirsiniz, ama bu gerçekten bir tehlike, çünkü vücut sıcaklığınız belli bir aralıkta olmazsa ölebilirsiniz. Bu aralığı korumazsanız, teriniz sizi soğutmak için uğraşacak, ama bu yeterli olmayacak; vücudunuz su kaybedecek ve dehidrasyon başlayacak.
Termodinamik, biyolojik süreçlerde metabolizma, homeostazi, ekosistem ve enerji akışı ile ilgilidir. Bizim gibi biyolojik canlılar için bir optimum sıcaklık aralığı vardır. İnsanlar gibi endotermik canlılar, vücut sıcaklıklarını çevresel değişikliklere rağmen düzenlerler. Hipotalamus, bizim için uyum sağlayan yollar üretir. Hipotalamus, sıcaklık sensörlerine sahiptir; bir nevi hipotalamus, vücut sıcaklığını düzenlemede termostat görevi üstlenir. Tabi vücudumuzdaki bu yapı, ter bezleri ve su dengesi ile ortaklaşır.
Termoreseptörler, sıcak ve soğuğu algılayan reseptörlerdir. Hipotalamusta ve omurilikte bulunan termoreseptörler, vücut sıcaklığını algılarlar. Sıcaklık değişimlerini algılar ve hipotalamusu uyarırlar. Bu uyarılma sonucunda ter bezleri aktif hale gelir. Bu tetiklenme sonucunda, vücudunuzda milyonlarcası bulunan ter bezlerinde biyokimyasal değişimler yaşanır. Bu değişimlerin en önemli sonucu, ter bezi hücrelerinizin hücre dışındaki iyon konsantrasyonunu artırmasıdır. Tabi hücre dışında artan iyon, hücre içindeki suyu buraya yöneltir ve ter bezlerinizde su birikir; bu da terlemeye yol açar. Terin buharlaşması ile ısı kaybı yaşanır. Birçok diğer soğuma yöntemi de mevcuttur; mesela kan damarlarını genişletirler ve bu süreç devam eder. Kısacası, ısı metabolizma hızı azalır.
Görmemiz gerekir ki, vücudumuzdan ısı atmalıyız. Yani elbette vücudumuzdan belli bir enerji miktarı atmamız gerekir. Dışarıda sıcak bir havada durduğumuzu hayal edelim. Şimdi kaçınmamız gereken bir diğer şey de radyasyondur. Ancak evrendeki bütün cisimler, sıcaklıklarına bağlı olarak ışıma yapar. Siyah cisim ışıması, insanın kendi yaptığı ışıma kızılötesinde olduğu için gözle göremeyiz. Sıcaklığımızı 36 santigrat olarak hayal edelim ve ortam sıcaklığını da 45 santigrat olarak düşünelim. Boltzmann yasasına göre, 63 watt enerji kaybetmemiz gerekir. Vücudumuz tabi bu havaya adapte olmaya çalışacaktır. Şanslıyız ki hava yalıtımı iyidir ve termal iletkenliği zayıftır. Ancak enerji kaybetmemiz gerekecek ki terimizin buharlaşmasından bahsetmiştik. İnsan teriyle bunu yapabilir; ancak süreç içinde vücut tepkimiz böyle teorik olmuyor. Ne nemi içine kattık ne de konveksiyon akımı gibi bir sürü paradigmayı… Hatta hiç terlemesek bile ciğerlerimizden su buharlaşır. Yani bu termoregülasyon süreci daha kompleks ve sürekli suya ihtiyaç duyacaksınız. Ve düşünün, belki de nem öyle bir dereceye gelecek ki teriniz buharlaşamayacak bile. Dehidrasyon süreciniz de başlar, vücudunuz aldığı sudan daha fazlasını kaybetmeye başlar. Kan kalınlaşır ve daha viskoz hale gelir; kalbiniz zorlanmaya başlar. İyonlarda artış yaşanır, iyon dengeniz bozulur, yorgunluk ve baş ağrısı başlar. Terliyorsunuz ve serinleyemiyorsunuz, çünkü teriniz buharlaşamayacak ve artık vücut şişmeye başlayacak. Kramplarınız başlayacak ve öleceğinizi düşünmezsiniz; fakat bilinç bozuklukları başlar. Teorik görünen bu şeyi küçümsemeyin, çünkü ısıl ölüm oranları gerçekten yüksek. Bilakis, Fransa’da ısıl dalga sonucu binlerce kişi hayatını kaybetmişti.
Yazar: Euklos


