“Ya kızım sen anlamıyor musun? Ben senin için aile üyelerim ile aramı bozdum, valideye ‘Onun hakkında böyle konuşamazsın ağzını topla!’ dedim. Evin otoritesine böyle bir cümle kurmanın ne kadar zor olduğunun farkında mısın?”

“Bora başlatma annene, eşyalarını verdim işte daha ne istiyorsun?”

“Böyle biri olmadığımı gayet iyi biliyorsun. Sen şu an asıl konunun eşyalar olduğunu mu sanıyorsun? Ben onları sana hediye ettim. Buraya gelmemin tek nedeni seninle konuşmak istemem.”

“Peki neden şu an? Ben gittiğim yerde senin sesine özlem duyarak yaşarken, sen beni aylarca ne aradın ne sordun. Ben senin desteğine ihtiyaç duyarken sen benimle konuşmaktan niye bu kadar çekindin. Daha yeni, Muğla’dan gidişimin yıldönümünde görüşüyoruz.”

“Evet bu konuda haklısın ancak buradan giderken ki tavrını bir hatırla sitemli bir şekilde ayrıldın. Veda bile etmeden çektin gittin. Bende kırgın şekilde bir başıma kaldım. Yalnız, sensiz, susuz. Beni de biliyorsun genelde insanlarla pek ilişki kuramam, gene öyle oldu dedim ki o orada mutludur beni unutmuştur bile. Sen aramayınca bende sen orada mutlusundur diye hiç rahatsız etmeyeyim dedim.”

“Ah Bora ah! Sen ve saçma sapan düşüncelerin… Her şeyi affettim desem de arkamdan atıp tutmuşsun bu bile güvenimi kırmana yetti.”

“Ece öyle bir şey yaptığımı düşünmen bile kırıcı. Yalancı bir çingene yüzünden beni bu kadar kolay yargılama.”

“Bilemiyorum Bora! Beni yine de çok kırdın.”

 Bora bir iç çekti ve onun kusurunu yüzüne vurmak için bir tavır takınarak:

“Hanımefendi kusura bakmayın ama o konuda sizin üstünüze yoktur! Her konuşmamızda seni alttan aldım. Aman o incinmesin aman o kırılmasın diye elimden geleni yaptım! Haklı olmama rağmen kaç kere özür diledim ve gıkımı çıkarmadım. Sense bütün hoyratlığını adeta üstüme kustun. Bütün yakın çevrem senin ne kadar etkin altında kaldığımı, sana ne kadar boyun eğdiğimi yüzüme çarptı.”

“Bora lütfen polemiğe girmek istemiyorum. Bu saatten sonra zaten ikimiz de eskisi gibi değiliz ne sen benim bıraktığım gibisin ne de ben gittiğim gün gibi. İkimiz de savrulduk çaresiz bir sonbahar yarağı gibi ve düştüğümüz yere bir daha geri dönmeyeceğiz.”

“Ne bu edebi sözler?”

“Bilmem sen seviyorsun ya Nâzım falan ‘Saçları elbette kırmızıdır’. Ben de vedaya biraz edebiyat katayım dedim.”

“Sen bırak Nâzımı kitap bile okumuyorsun, tek bildiğin benim okuduğum şiirler ‘zaten vedalar da başarısız olanların kavuşmalarından bir şey beklenemez…’ Kundera. Veda dediğin böyle olur!”

“Of Bora, ben gidiyorum!”

“Görüşürüz güzelim.”

Kadın gitti, Bora da otobüse doğru yürümeye başladı ve düşündü: “Keşke ona vereceğim değeri bir erik ağacına verseydim, meyvesinden yer altında serinlerdik daha şerefli olacağı kesin. Bir gün ayrılsak bile iyi bilirdik birbirimizi. İnsanların birbirlerine yaptığı saygısızlıkların aksine…”

Yazar: Lacivert