En iyi olmak:

“En iyi” Kavramını açıklamak için ilk önce iyiyi ve kötüyü anlamlandırmak gerekiyor.

Felsefe üzerinden “iyi-kötü”:

“İyi” ve “kötü” ahlak felsefesinin birer kavramıdır. Çin’de ortaya çıkan ve en eski felsefelerden biri olan yin yang: Zıtlıkların birlikte var olduğunu, “iyi” olanla “kötü” olanın her zaman birlikte var olabileceğini ve “iyi” olanla “kötü” olanın birbirini takip etmesi üzerine kurulmuştur. Filozofların ahlak felsefesi üzerine düşünceleri değişiklik gösterse de her zaman “iyi” olan ve “kötü” olan üzerinden bir tartışma yürütülür. Aristo’nun altın ortası ve erdem kavramlarına getirdiği açıklamalar ya da Kant’ın ödev ahlakı “iyi” olma çabasından ortaya çıkmıştır. Bu açıklamalar sanki bize evrensel bir ahlak yasasının olduğu izlenimini verir. Bunun üstüne de Denge, niyet ve sonuç üzerinden tartışmalar yapılmıştır. Spinoza bunun tersine “kötüyü” “iyi” olanın var olmasıyla ve “iyi” de “kötü” olanın var olmasıyla açıklamıştır. “İyi” ve “kötüyü” öznel bir bakış açısıyla ele almıştır. Bir kişi, bir şeyi “iyi” veya “kötü” olarak nitelendiriyorsa: O kişi, o şeyden daha “iyi” veya daha “kötü” bir şeyin varıldığını bildiği içindir. “İyi” ve “kötü”, kişinin bildiği diğer var olan şeylerle karşılaştırması sonucu ortaya çıkar. Kendi başına “iyi” ve “kötü” var olan kavramlar değildir. Spinoza’nın, yin yang felsefesini daha ileri bir aşamaya taşıdığı ve rasyonel bir zemine oturttuğu düşünülebilir. Bundan sonraki dönemde ve günümüzde de artık tartışmalar “iyi” ve “kötü” üzerinden değil, evrensel ahlakın var olup olmadığı üzerinden sürer. Bundan yola çıkarak ahlak felsefesinin asılında ontolojik bir tartışma olduğunu öne sürebiliriz. “İyinin” ve “kötünün” varıldığını kanıtlamadan ideal bir ahlak yasası tartışmak mümkün değildir.

Filolojik olarak “iyi”:

Filolojik açından Türkçede “iyi” bir sıfattır ve iki anlamda kullanılır:  

  1. Nitelikçe beğenilecek düzeyde olan, uygun ve istenilen nitelikleri taşıyan.   
  2. Yarar sağlayan, kazançlı, yararlı, bol

Birinci anlamında ifade edilen nitelik aslında “iyi” sıfatının ahlak felsefesi üzerinden tanımlanmış olduğunu ve evrensel ahlakın var olduğuna işarettir. İkinci anlamda ise daha pragmatik bir yaklaşım vardır. Kelimenin kökenine baktığımız zaman da ikinci anlamında kullanıldığını görüyoruz: Eski Türkçe edgü “fayda (isim), faydalı, iyi (sıfat)” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Eski Türkçe ed “mal, varlık, faydalı şey” sözcüğünden Eski Türkçe +gU ekiyle türetilmiştir. Bununla ilgili kesin bir kanıt olmadığını ifade etmek gerekir.

Türkçedeki anlamları yetersiz gördüğüm için İngilizce ve Almanca kelime anlamlarına bakma gereği duydum. Türkçedeki “iyi” sıfatının en net karşılığı: İngilizcede “good” sıfatı olarak ifade edilir. “Good” İngilizcede, Türkçedeki “iyi” sıfatında olduğu gibi, iki anlama gelir:  

  1. To be desired or approved of. “İstenmesi veya onaylanması.” Olarak Türkçeye çevirebiliriz.
  2. Having the required qualities, of a high standard. “Gerekli niteliklere sahip, yüksek bir standartta.” Olarak Türkçeye çevirebiliriz.

Birinci anlamın, Türkçeden farklı olarak, bir onay ifadesi olarak kullanılır. Şunu belirtmek gerekir günlük hayatta “iyi” Türkçede de onay ifadesiyle kullanılabilir. Bu kullanımın İngilizceden geçtiği düşünülebilir ama resmi olarak Türkçede kelime anlamı olarak yer almaz ve İngilizceden bu anlamla Türkçeye geçtiğine dair bir kanıt yoktur. İkinci anlamda “good” Türkçede “iyi” sıfatının kullanıldığı ilk anlama benzer bir anlama sahiptir. Bu İngilizcede kelimenin kullanım dilinin daha öncelikli olduğunu gösterse de yine evrensel ahlakın varlığına uygun bir kelime anlamı da taşımaktadır ve pragmatik bir anlama sahip değildir.

Almancada, Türkçedeki “iyi” sıfatının en net karşılığı: “gut” sıfatı olarak ifade edilir, fonetik olarak İngilizcedeki “good” sıfatıyla benzerdir ve İngilizcenin kökeni Almancaya dayanmaktadır ama “gut” anlam açısından farklılık gösterir. “Gut” sıfattı İngilizcenin ve Türkçenin aksine üç anlama gelir ve çeşitli alanlarda türleri de bulunur fakat ben sadece üç kelime anlamına değineceğim:

  1. Materielles oder immaterielles Mittel zur Befriedigung von menschlichen Bedürfnissen, insofern vermag es Nutzen zu stiften. “İnsan ihtiyaçlarını karşılamanın maddi veya manevi araçları, bu bakımdan fayda sağlayabilir olan.” Olarak Türkçeye çevirebiliriz.
  2. Den Ansprüchen genügend, von zufriedenstellender Qualität, ohne nachteilige Eigenschaften oder Mängel. “Gereksinimleri karşılamaya yeterli, Olumsuz özellikleri veya kusurları olmayan, tatmin edici kalitede olan.” Olarak Türkçeye çevirebiliriz.
  3. Leistungen erbringend, seine Aufgabe zur Zufriedenheit erfüllend. “Performans göstermek ve görevini tatmin edici bir şekilde tamamlamak.” Olarak Türkçeye çevirebiliriz.

Birinci anlamda geçen “fayda sağlayabilir olan.” ifadesi “gut” sıfatının, İngilizcede olamayan ve Türkçede “iyi” sıfatının ikinci anlamındaki ifadesiyle kullanıldığını gösterir. Bu paramatik ifadenin Almancada daha önce geldiğini gösterir ve ayrıca hem maddi hem manevi olarak ifade edilmiştir. İkinci anlam hem diğer incelediğimiz iki dilde olduğu gibi evrensel ahlaka işaret ederken hem de “tatmin edici kalitede.” ifadesi iktisadi olarak bir “iyi” anlayışının Almancaya yerleştiğini gösterir. Üçüncü anlamsa hem alman kültürünün etkisini taşır hem de bununla aynı doğrultuda Kant’ın ödev ahlakı felsefesine atıfta bulunur. Bu anlam, Kant’ın bulunduğu toplumu fikirleri doğrultusunda etkilediğini gösterir. Ayrıca William James’in pragmatizm anlayışının dilleri etkilediği de iddia edilebilir ama kesin bir delil sunmak mümkün değildir. Şu bir gerçek: Almancadaki “gut” sıfatının anlamları, İngilizcedeki “good” ve Türkçedeki “iyi” sıfatından daha açıklayıcı anlamlara sahiptir. “Kötü” tek başına yine bir anlam ifade etmemektedir. “İyi” tanımı dilden dile farklılık gösterse bile “kötü” sadece “iyi” olanın zıttı olarak ifade edilmektedir. Filoloji gibi bir bilimin kelimeleri zıtlıklarına göre kısıtlaması ve kültürün etkisinden çıkamaması düşünceleri kısıtlamaya ve tartışmayı sadece daha önceden yapılmış olan tanımların üzerinden yürütmemize sebebiyet veriyor. Üç dilin anlam olarak kesişim kümesi olarak ifade edebileceğimiz evrensel ahlak atıflarıysa kültürlerin üzerindeki modernizm etkisini gösterir.

Toplumsal düzen üzerinden “iyi”:

Fikir olarak aydınlanma ve evrensel ahlak zıtlıklar içerir. Fakat “iyi” ifadesinin neredeyse anlam olarak tek benzerliğin evrensel ahlak üzerinden olması ve günümüzdeki düşünürlerin evrensel ahlakı çoğunlukla inanç ve din üzerinden açıklama çabası sadece otoritenin varlığını, toplumun üzerinde pekiştirmek içindir. Kant evrensel ahlakın akıl yoluyla sağlanabileceğini mümkün görmüştür ama günümüzde özgürlüğü kısıtlayıcı bir noktaya gelmiştir. Aydınlanmayı başlatan ve “Sapare Aude!” (Aklını kullanma cesaretini göster!) ifadesini kullanan düşünürün: “Evrensel ahlak vardır.” Demesi çelişki içerir. İçinde bulunduğu otoriteye “aklını kullanmaya cesaret et” ifadesiyle isyan eden rasyonel düşüncenin evrensel ahlak kurallarıyla var olan yeni bir otoritenin içinde yaşaması mümkün değildir. Ödev ahlakını 1755 yılında ortaya çıkarması ve “aydınlanma nedir?” makalesini 1784 yıllında yazması Kant’ın fikir değiştirdiğini gösteren bir delil ortaya koyabilir. Fikirler zaman içinde değişiklik gösterebilir ama modern toplumlarda ödev ahlakı iktidarların otoritesini sağlayan bir silah olarak kullanılmaktadır. Buna uygun olarak günümüzde evrensel ahlak kurlarının dışına çıkmayan insanlar “iyi”, kuraların dışına çıkan insanlar “kötü” olarak nitelendirilmektedir. Bu da yeni bir tanım yapabileceğimizi gösterir: “İyi” toplumsal düzenin sunduğu ideal insanın toplumsal sınıfların içinde var olabileceğini gösteren kurallar bütününü ve ona uyum sağlayan insanı ifade eder ve kast sistemine benzer bir ideal sunar, “kötü” toplumsal sınıflar içinde geçişi, toplumsal düzenin sunduğu kuralara uyumadan gerçekleştiren: Kuralsızlığı ve kuralsız insanı ifade eder. “Aydınlanma nedir?” Makalesindeki “cesaret et” ifadesinden yola çıkarak aydınlanmayı “kötü” evrensel kuraları reddeden ve aklın yolundan ilerlemeyi tercih eden insan sağlamıştır.        

Pekiştirme sıfatı “en” ve sağladığı etki:

“İyi” sıfatını yeniden tanımlattırdığımıza göre o tanımdan yola çıkarak pekiştirilmiş hâlini inceleyelim ama yine üç dilde anlamlarına yine bir göz atalım. İngilizcede “the best” olarak geçen ifadenin anlamında birinci sınıf ifadesi de geçiyor ve bu toplumsal sınıfın varlığında “en iyi olmanın” şekli itibariyle benim yaptığım “iyi” tanımına kanıt niteliği taşıyor. Almancada “der beste” geçen ifade ise daha vahim bir durum söz konusu. “Der” Almancada erkek cinsiyetli isimler için kullanılan bir artikeldir. “Der beste” Almancada daha çok en mükemmel anlamında kullanılır. Mükemmel ve kusursuzu insanın sağlaması zaten mümkün olmazken bu hedeften kadınları mahrum bırakan bir ifade söz konusudur. Almancada da “en iyi olmanın” kusursuzluğa ve toplumsal cinsiyet normlarına hapsedilmesi sınıf ayrımını kelime anlamında ortaya koymaktadır. Ahlak felsefinden ortaya çıkarttığı “iyi” kavramı sosyolojik olarak yetersiz kalmış ve iyi olandan daha iyi olanı ortaya koymak için “en iyi” kavramı ortaya çıkmıştır. Benim ifade ettiğim “iyi” tanımının doğrultusunda “en iyi”’yi tanımlarsak: Toplumsal sınıfların içinde yer alan en güçlü unsur olarak tanımlanabilir. Bu güç: Kanun, anayasa, evrensel hukuk kurları, evrensel ahlak ve bunları değiştirme hakkına sahip otoriteler olarak ifade edebiliriz. Bu da aslında toplumun içindeki ölçünün “iyi” olanın değil, “en iyi” olanın ellinde olduğunu gösterir. “En iyi” olan iyi ve kötüyü belirler. Bu ifadeyi destekleyici olarak Platon’un “Filozoflar devleti yönetenler olmalı ya da devleti yönetenler filozof olmalı.” Sözünü örnek gösterebiliriz, platon ideal bir devlet düzeni ortaya koymuş ve bu cümlesiyle desteklemiştir. Onun bakış açısıyla “en iyi” olanı sağlama konusunda ancak filozoflar bir ideal ortaya koyabilirler. Günümüzde ortaya çıkan devlet yapılarının buna uygun olduğunu görebiliriz çünkü iktidarlar ideal olan devleti ortaya çıkarmak için düşünürlerin öğretilerinden yararlanmışlardır. Böylece aslında “en” tek başına anlam ifade etmese de ideal olanı temsil eder.

“En iyi” ve “iyi insanın” psikolojik karşılığı:

Freud’un süperego kavramı kısaca: “Tüm ahlaksal kısıtlamaların temsilcisi, mükemmellik yolundaki çabaların savunucusu.” Çok net bir şekilde “en iyi” olarak tanımladığımız toplumsal kuralların psikolojideki karşılığıdır. “İd”’i yani insanın alt bilincini baskılar, toplumdan etkilenen insan güdülerini sınırlar ve süperegonun yaratığı kısıtlamalar çerçevesinde hayatını idealize etmeye çalışır. İnsanın “iyi” olanı seçme konusunda tercih yapma hakkının olmadığını psikolojik olarak ortaya koyar. Çoğu fikrinde çelişki barındıran Nietzsche Düşen Ahlakın Soykütüğü Üstüne adlı klasik çalışmasının önsözünde, şöyle yazar:

“Peki ya “iyi insan”da gerileyici bir boyut varsa; keza bir tehlike, bir ayartma, bir zehir, bir uyuşturucu – böylece şimdi, gelecek pahasına yaşandıysa? Belki daha rahat ve daha tehlikesiz ama aynı zamanda daha dar kafalı, aşağılık bir biçimde? … Sonuçta, şayet insan, türünün elverdiği en yüksek güce ve görkeme ulaşamadıysa, suçlanacak olan ahlakın kendisi miydi? Sonuçta, bizzat ahlak mıydı, tehlikelerin tehlikesi?”

Sözüyle “iyi insanın” toplumun koyduğu kullara uyum sağlayan kişi olduğunu ifade etmiştir. Bunun sebebiyse: İnsan sosyal onaya ihtiyaç duyar. Sosyal onay ihtiyacı tanım olarak, başkalarının beklentilerinin önemli görüldüğü, diğer insanların yargılarına önem verildiği ve sosyal etkileşimlerde bireyin uyuma yönelik davranışlara önem vermesiyle ilgilidir. Nietzsche insanın en gelişmişini “üst insan” kavramı şeklinde tanımlarken üstün yeteneklilik “akranlarına göre olağanüstü düzeyde başarı veya başarı potansiyeli gösteren birey” şeklinde kabul edilmiştir. Bu insanın dinî veya toplumsal kurallara uyması söz konusu değildir. İnsan psikolojisi “en iyi” olanı gerçekleştirdikten sonra tam anlamıyla özgür hâle gelebilir. Ondan öncesinde sosyal onaylanma istediği ve süperego bireyi baskıladığı için birey sistemin bir parçasıdır.

Sonuç:

Hiyerarşik şekilde baktığımız zaman “En iyi” üçgenin en üstünde yer alır ve diğer bütün sınıfları kontrol eder, otoritenin kaynağıdır. “İyi” olan sınıfsal geçiş yapamayan insanları ifade eder ve sınırlarını “en iyi” belirler. “En iyi” olmak insanın kendi psikolojik sınırlarını aşmasıyla mümkündür ve ilk önce var olan toplumsal kuralara karşı çıkmalıdır. Toplumsal kuralara karşı çıktığı zaman “kötü” olacaktır. Diğer insanlar tarafından dışlanacak ve toplumsal düzene göre suçlu ilan edilecektir. İnsan başlangıçta “iyi”, psikolojik sınırlarını aştığı ve toplumsal kurallarla mücadele etmeye başladığı zaman “kötü” olacaktır, mücadeleyi kazandığı zaman “en iyi” olmayı başaracaktır. Bu insanın bireysel gelişim sürecini ifade eder ve aslında evrimsel bir nitelik taşır. Her insan bu verimi tamamlayamaz. İyi ve kötü ifadeleri ahlak felsefesiyle sınırlı değildir; aynı zamanda sosyolojik, siyasi ve psikolojiktir. Yapılmış tanımlar da ideal olanı sunmamaktadır. Ahlak; gerçekten var olan bir ideali sunmaz, insanları baskılama aracıdır!

Kaynakça:

https://tr.wikipedia.org/

https://birikimdergisi.com/

https://www.terapal.com/

https://wirtschaftslexikon.gabler.de/

https://de.wiktionary.org/

https://www.istabip.org.tr/

https://www.antalyatabip.org.tr/iyi-niyet-ve-odev-ahlaki

https://dergipark.org.tr/

Yazar: Eşref