Haydi biraz da aşktan konuşalım. Evet, evet o uğruna şiirler yazılan, besteler yapılan hatta ölünen aşk… Yıllardır düşünürdüm; neydi aşkı bu denli kutsallaştıran, insan mı, insanın doğası mı buna izin veren? İtiraf etmeliyim, çoğu kez insanların abarttığını düşünürdüm. Bu kadar yoğun şeyler hissedemezdi ki insan, bu kadar sevemez, bu kadar acı çekemez… Meğer hepsi mümkünmüş, geç fark ettim… Meğer dörtte üçü su olan insan cayır cayır yanabilirmiş. Hem bu yangın için ateşe, kibrite de gerek yokmuş; bir çift söz, bir bakış hatta bazen bir elveda yeterliymiş, sonradan fark ettim… Aşk için aşk uğruna onca sorular sorulmuş, sözler söylenmiş bunlardan biri de “Aşk için ölünür mü, yaşanır mı?” Ben eskiden “ölünür” diyenlerdendim. Öyle çok seversin ki gerekirse “ölürsün” diyenlerden. Meğer aşk için yaşanırmış, acı verse de küle çevirse de yaşanırmış hatta en çok aşk için yaşanırmış, sonradan öğrendim… Aşkı bir şeye benzetsek ne olur diye düşündük ve Çikolataya benzettik çünkü: “Hormonların salgılanmasıyla ani yükselişe sebep oluyor ama sonra kilo yapıyor.” Bana verilen garip cevaplardandı. Doğru aşka, sevgiye olan düşüncemize çevre yön veriyor gibi bir fikir ileri sürüldü. Sonra aşkı amansız, tespiti zor bir hastalık olarak görenler de vardı. Aşkı yaşayan romantik kişiler, onu akıldışı insanüstü bir abartı olarak görenler ve yansımalarla açıkladığını düşünenler de vardı. Dünyada milyonlarca aşk tanımı var çünkü her insanın aşk tanımı farklıdır. Her insanın duygu yoğunluğu, hisleri farklıdır. Ben aşka yıllarca inanmadım, sonra biri geldi Kolpa’nın dediği gibi beni aşka inandırdı. Yapmam dediğim her şeyi yaptım, bu kadar sevemem dedim sevdim, o kadar sevdim ki ben bile inanamadım. Sonra onun ellerini tuttuğumda güçlendim şu yaşıma geldim hiç bu kadar güçlü ve bu kadar aciz hissetmemiştim. İşte sonra anladım ki aşk sadece sizin ona yüklediğiniz anlam kadar var. Hayatınıza sizin izin verdiğiniz ölçüde girebilir, o ölçü yakacaksa da yakar. Aşka hâlâ inananlara karşı şunu söylemeliyim ki gerçek aşk varsa bile insan hiçbir zaman gardını tamamen indirmemeli. Kendini her zaman ve herkesten koruyabilmeli, soyutlanabilmeli. Ben artık aşk hakkında ne düşünüyorum ya da ne düşünmem gerekiyor emin değilim. Kırgınım, sadece çok kırgın… Sanırım benim aşk tanımım bu yüzyıla uymuyor, ben ne kadar özledin sorusuna “Sesini duysam sesine sarılacağım, öyle özledim!” diyen kişinin kurduğu aşka inanıyorum. Günümüz sahte ilişkilerinden nefret ederek, eğer inanmam gerekirse ben bu denli bir aşka inanıyorum. “Sevdiğim kişi başkasıyla mutluysa ona da razıyım.” Diyen tayfa ve “Ya benimsin ya kara toprağın!” Mantığı bana uç düşünceler olarak geliyor. Başkasıyla mutluysa, ben onun mutluluğuyla mutlu olurum diyemem, sanırım ben mağaramda mutluyum bu konuda(!) “Ya benimsin ya kara toprağın!” sözü de eski Türk filmlerinden fırlamış bir replik gibi cringe ve korkunç geliyor kulağa. Çünkü kime sorsan aşktan, sevgiden yapıyor her şeyi. Günümüz kadın cinayetlerinin birçoğuna neden oluyor, bu adamlar neden eşlerini öldürüyor? Hepsinin tek cevabı var: Aşktan. Sanırım aşkın öldürmemesi gerektiğini anladığımızda gerçek çağdaşlığa ulaşacağız. Farkında mısınız? Aşk bu kadar gündemdeyken sevgiden bihaberiz. Oysa esas olan sevgidir bence. Esas ve daimî… Aşk beyinden bağımsızdır çoğu zaman kalp ve ani duygular ele geçirmiştir onu bu yüzdendir ki aşkta gurur olmaz mantık aranmaz derler. Oysa sevgi öyle mi? Ben seni aklımla, mantığımla, kalbimle seviyorum. Ani bir duyguyla şimdi değil, dün, bugün hatta yarın da “Seviyorum seni!” ‘Der gibi sevgi. Aşka bu kadar yer vermişken gelin bir de sevmeyi deneyelim. Hayatımızda, birazda sevgiye yer ayıralım. Bir hayvanı, bir bitkiyi sonra bir çocuğu sevmekle başlayalım. Zamanla sevgiyi de öğrenelim; sevelim hep sevelim, güzel sevelim…

Yazar: Denizyıldızı