
Dert anlamak mıydı, anlatmak mı? İnsan anlayarak varlık verdiği her şeyi neden anlatıyordu? Her şeyin çekirdeği de kabuğu da “anlamdan”. Anlayan anlatan insanların da adı olmuştu; filozofu, bilim insanı, yazarı, ressamı, tarihçisi, falcısı ve saymakla bitmeyenleri. Ne vardı bu kadar, neye gerekti. Tüm bunların üstüne inşa edilenler için sanat, felsefe, edebiyat, tarih, mimari ve aklıma gelmeyenleri için. Peki sınırı, bir gün yeterince anlamış ve anlatmış olacak mıyız? İnsanın ihtiyaç duymadığı insanın dünyasında var olmuyor. Bunu diri tutan da sonu gelmeyen ihtiyaçlarımız galiba. Tabii yeterince anlamamış da olabilirim. Birilerini delirten birilerini hayatta tutan bu arayışı yani “anlamın” temelde olduğu arayışları diğer tüm arayışlardan ayıran, umutsuzluğun bir son olamayışı. Hayat hep bir anlam hali, anlaştıkça taşlar oturuyor. Yerine oturuyor demedik çünkü yerine değil bir yerlere oturuyor. Bu belki tanrının laneti veya hediyesi. (İkisi çoğunlukla aynı şey olur.) Belki evrimin tür için gerektirdiklerinden… Anlaşmak gerekti.
Yazar: Venüs


